Televizyon izlemeye pek meyilli birisi değilim. Yıllardır belki de ilk defa  bu sene televizyonun karşısına geçipte saatlerce boş boş o siyah kutuya bakıyorum. Normalde onu da yapmazdım da evdekiler sağ olsun akşam olunca demlenen çayın hatrına sobanın kenarına kedi misali kıvrıldığım vakit başımı arada bir sağa çevirince gözgöze geliyoruz o zımbırtı ile... İzliyor muyum diye sorarsanız? Arada bir.

Dizi takip etme gibi bir yeteneğim yok dakikalık ve zamansal işlerden sıkılırım ben (Zaten eminim saat 9 da şu dizi var otur izle deseler kesin birşey engel olur buna, doğa bile karşı) Ama sırf odada ses olsun diye arada bir açar oldum.
Neyse esas konuya geleyim.
Dedim ya TV izlemek bana göre değil ama bugün işten geldim nasıl yorgunum. Bizimkiler açmışlar yine TV'yi bir bardak çay, bir tabak çekirdekle kıvrılmışlar koltuklarına bende sokuldum yanlarına sobanın içinde yanan odunların çıtırtısını bastıran bir müzik takıldı kulağıma kafamı çevirdim... el kadar çocuk darbuka çalıyor. (Gerçekten çalıyor mu yoksa play back mi yapıyor bilmiyorum.) baya da güzel çalıyor velet. İzlerken aklıma küçükken bir çok müzik aletini çalmaya girişip de çalamadığım geldi. Benim ki nasıl bir yeteneksizlik bilmiyorum ama İnanılmaz özenirdim.

Bir gün yurt dışından babamın arkadaşı bana bir org getirdi. Hayatımda flütten başka bir şey çalmamış birisi olarak, aldım elime orgu başladım düğmelere yerli yersiz basmaya. Baktım ki sadece gürültü kirliliği çıkıyor ortaya. Tabi o zamanlar google bu kadar gelişmiş değil ya da benim aklıma gelmedi İnternet ten org çalmayı öğrenmek. Üst tarafında değişik rengarenk düğmeler olduğunu görünce dedim birde oralara basayım. Amaaaan ne göreyim yurt dışından gelen org da bizim mahalle aralarında yapılan düğünlerde çalan bir müzik adını şimdi hatırlamıyorum ama ritmi hala kulaklarımda. dındırındırın dırıdırı dın .. böyle bir şey . Ben 2 ay kadar bunun çaldığı düğmeye basıp odamda gizli saklı oynadım o müzikte. Düğünlerde oynayamam orada nasıl oynuyorum bir gör beni. Sanırsın abim evleniyor sıra bana geliyor. Bir gün yine açtım oynuyorum...
keman çalan kadın
ÇAT

kapı açıldı, babam ...

  -ne yapıyorsun sen otur da ders çalış. Dedi,

ve benim ilk müzik kariyerim orada son buldu. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra. Babamın yurt dışında ki o arkadaşı bana bu seferde darbuka getirdi. (adam beni müzisyen yapmaya çalışıyor galiba) Küçük bir şeydi ama iş görür diye düşünerek başladım evde kimse yokken darbuka ile bir şeyler çalmaya. Bir 3-4 ay kadarda onunla vakit geçirdim. Yine bir gün darbuka çalmaya çalışırken. Annem girdi odaya. (zaten hep ders çalışmayı bıraktığım zaman girerlerdi. Bazen oda da kamera olduğunu ve oradan beni gördüklerini düşünürdüm.) Annemin verdiği tepki babamın ki ile birebir olmasa da aynı idi ama biraz daha ürkütücüydü.

- çingene mi olcan başımıza. Oturayım 2 satır kitap okuyayım deme. böyle şeylerle uğraş sen akşam baban gelsin de seni bir söyleyeyim.

 Müzik kariyerimin ikinci hayal kırıklığını da o gün annem sayesinde yaşadım. Geldim orta okula ablam o zamanlar liseye yeni başlamış ergenlik döneminde bir kız çocuğu. Bir gün kimseye sormadan elinde gitarla çıkmış gelmiş. Sinsi sinsi güldüm ona, içimden de ''bizimkiler müzik sevmiyor bu gitarı evde tutmazlar.'' diyorum. Yanılmadım tabi. Akşam oldu yemek yendi babam, annem, kardeşim oturma odasına, bizde ders çalışmak için odamıza gittik. Ablam gitarı babama söyleyecek arkadaşı satıyormuş. O zamanın parasıyla 50 milyondu. Ablam önden ben arkadan girdik içeri. Babama ablam durumu anlattı tabi babamın tepki benim daha önceki engellenen kariyerimle aynı.

- Yarın kimden aldıysan geri ver onu adam gibi okulunu oku. 

O gün bir kez daha anladım ki bizim ailede müziğe yer yok. Ne olacak sanki birimiz darbukacı, birimiz gitarist olsak aynı zamanda işimizi yaparız.

  Aradan uzun yıllar geçti bizim evde bir daha müzik aletleri konusu açılmadı. Ta ki ablam iş hayatına atılıp bunalımlı bir dönemde yıllar önce alamadığı gitarı alana kadar. Ben dedim ki yine kızar bizimkiler, ama artık karışmıyorlarmış. Ablam gitarda kendini baya ilerletti. Bana da havayı almak düştü. Yani sanatın cefasını ben çektim sefasını o sürdü.

Geçenlerde erkek arkadaşıma -acaba ben bağlama mı çalsam ki ? dedim. Ondan da yıllarca duymaya alışık olduğum tepkiyi aldım.

-Bir eksiğin o vardı seda.

Ya arkadaş herkes mi karşı çıkar benim müzik kariyerime. Belki Vivaldi olacağım, belki ikinci Beethoven ben olacağım. Hem ben ölünce belki sırf bu yüzden siz paralara boğulacaksınız. Yok düşünemiyorlar bunu.

Dedim ki çevremde bu kadar anti -müzikalci insan varken bir daha açmayayım bu konuyu. Açarım müziğimi dinlerim ne yapayım artık.

Belki çocuğuma nasiptir.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×